Menu

Atçılık Kültürü ve Korumalı İsimler üzerine… Özel

Bu yıl koşan üç yaşlı tayların listesine bakarken hayretle bir taya Nadas ismi verilmiş olduğunu gördüm. Kendi açımdan bunu uygun bulmadığımı söylemeliyim ama tabi tayın sahiplerinin tercihine de saygı göstermek gerekir. Asıl konu bu ismin tescil bürosunca nasıl kabul edilmiş olduğudur.

Son on yılda doğmuş, önümüzdeki dönemde damızlık olabilecek, pedigrisinin alt sırasında direk Nadas’ın ismine ulaşabileceğimiz safkanlar bulunması konusu bir yana tüm zamanların en iyi yarış kısrağı ve bir Cumhurbaşkanlığı koşusu galibinin anası olan bu safkanın isminin nasıl yeniden kullanılabiliyor olmasıdır. Bu yazıyı bunun neden olmaması gerektiği ve nasıl olduğunu sizlere anlatmak için yazıyorum.

Türkiye 90’lı yılların ortalarında uzun ve meşakkatli çabalar sonucu kendi soy kütüğünü kabul ettirdi ve ISBC (International Stud Books Committee) yani uluslararası soy kütükleri komitesine üye oldu. Bu Türk soy kütüğü kayıtlarının uluslararası bağlamda tanınması anlamına geliyordu.  

İlk kez 1791 yılında İngiltere’de James Weatherby tarafından başlatılan düzenli soy kütüğü tutma geleneği diğer ülkelere model olmuş, yirminci yüzyıl başlarında safkan yetiştiriciliğinde belli bir düzeye ulaşmış ülkelerin tamamına yakını kendi soy kütüklerini yayınlamış, 1948 yılında yapılan Jersey Act ile bu kayıtları düzenli tutan tüm ülkelerin safkanlarının Thoroughbred olarak kabul edilmesine karar verilmiş, daha sonra da kurumsallaşan Weatherbys’in önderliğinde 1976 yılında ISBC kurulmuştur.

ISBC kurulduğu yıldan itibaren ülkelerin soy kütüğü kayıtlarını, güncellemelerini takip eder. Bunun yanı sıra da her yıl ‘International List of Protected Names’ adlı bir kitapçık yayınlar. İsminden de anlaşılacağı üzere bu kitapçık korumalı isimler listelerinden ibarettir. Her ülke kendi şampiyon, halka mal olmuş atlarının isimlerinden oluşan bir listeyi, soy kütüklerinin kabulünü takiben komiteye sunmuştur ve yıllık olarak günceller.

Bu listede belirtilen isimler hiçbir ISBC üyesi ülkede kullanılamaz. Bu bir zorunluluk değil ama Karayel, Nadas, Seren gibi isimlerin sadece bize ait olması gurur duyulacak bir şey olsa gerek. Nitekim International List of Protected Names kitapçığına baktığımızda bu gurur ve hazdan hiçbir ülkenin kendini mahrum etmemiş olduğunu görürüz.

Bir ülke hariç: Türkiye!

Hep deriz ya at yarışı diğer her şey gibi, hatta biraz daha fazla kültüre dayalıdır. Nasıl en yüksek binaları, en uzun tünelleri, en geniş yolları yapmak bir toplumun kültür düzeyini ve kalitesini belirlemek için kriter değilse, yarış karnavalları düzenlemek, satış rakamlarını yükseltmek, güzel hipodromlar yapmak da o ülkenin gerçek bir yarışçılık ülkesi olarak tanımlanması için yeterli değildir.

Biliyorum bu yazdıklarım için bana kızacak insanlar var. Onlara da cevabım; Son 20 yılda yukarıdakileri TJK yöneticilerinin de bulunduğu ortamlarda defalarca dile getirdim, zaten böyle şeyleri ilk kez benden duymuş olmalarına da pek ihtimal veriyor değilim, ama bırakın liste yayınlamayı, ülkemizde bile hala tüm zamanların en önemli kısrağının ismi tekrar kullanılabiliyor olması kimsenin bu işlere pek kafayı takmadığını göstermiyor mu?

Ata gönül veren herkese sevgiler.

Son DüzenlenmePerşembe, 06 Temmuz 2017 15:51

Son Ekledikleri: Ömer Halim Aydın

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık