Logo
Bu sayfayı yazdır

Gündemdeki 3 Konu... Özel

Epeydir tembellik yaptıktan sonra bir şeyler yazmanın vakti geldi sanırım…

Atçılığın gündemi her zaman olduğu gibi yine yoğun…

Şu sıralar en çok konuşulan mesele Arsenic ve Cobalt meselesi…

Neredeyse temiz gelen bir salya yok.

İşin ilginç tarafı; yakalanana kadar kimseden ses soluk çıkmıyor…

Salyası temiz gelen, arkadaşı, meslektaşı, dostu için ‘gıkını’ çıkartmıyor!

Ne zaman iş kendisine dönüyor, hemen telefona sarılıyor “Abi böyle şey olur mu ya… Kimse bu işe dur demeyecek mi? Patır patır dökülüyoruz, ne olacak bu işin sonu?” diye başlıyor veryansın etmeye…

Anlayacağınız durumum tam da Tarkan’ın son şarkısında olduğu gibi;

“Yolla, acıları bana yolla, ne de olsa dert babasıyım ya ben!”

Şaka bir yana… Durum hiç iç açıcı değil…

Dünyanın en ‘temiz’ yarışçılık ülkelerinden biri olarak övündüğümüz günler gerilerde kaldı!

Geçen seneyi 53 doping vakası ile kapatan Türk Atçılığı, 22 Temmuz itibariyle 35 Doping vakası ile karşı karşıya…

Görünen o ki bu iş hız kesmezse geçen seneyi çok rahat geride bırakacağız.

35 Vakanın dağılımına gelince;

15 At Arsenic,

5 At Cobalt,

4 At Procaine,

3 At Flunixine,

2 At Betametazon,

2 At Naproxen,

1’er at da Lidocaine, Morfin, Dexametazone ve Diclofenac maddelerinden ceza almış…

Ben bu yazıyı yazarken, İzmir’de 8 Temmuz 2017 tarihli yarışların ikinci şişeleri istenmişti. Demek ki söz konusu günle ilgili de bir problem var.

Yani görünen o ki bu işin durup duracağı yok…

İşin teknik yönünü bilmem. Şu ilaç, bu ilaç işine de hiç girmem…

Bildiğim Arsenic’in yasaklı bir madde olduğu ama bir Cafein olmadığı… Dolayısıyla atlarında arsenic çıkanlara ‘dopingçi’ yaftasını yapıştırmak çok da doğru değil!

Peki, ne yapmak lazım?

Yapılacak şey belli!

Ağustos 2016’da yapılan Çalıştay’da üzerinde mutabakat sağlanan Doping Yönetmeliğinin bir an önce çıkartılması için başta TJK ve TYAYSD olmak üzere SİAYSD, AAYSD ve diğer tüm derneklerin hatta tüm camianın ilgili mercilere ciddi bir STK baskısı yapması lazım.

Bu yapılmadığı ve yeni Doping Yönetmeliği çıkartılmadığı sürece, atçılar, antrenörler ve seyisler dünyanın hiçbir yerinde olmayan ceza ve yaptırımlara maruz kalmaya, medeni toplumlarda karşılığı 2 hafta – 1 Ay olan cezalar yerine meslekten men edilme gibi çok büyük ve hayati cezalara çarptırılmaya devam edecekler…

O nedenle herkes enerjisini bu işe harcamalı, ülke atçılığının prestijini yerle bir eden ve sektör emekçilerini çok zor durumda bırakan bu mesele bir an önce çözüme kavuşturulmalı…

Bunun dışında yapılacak her şey havanda su dövmekten farklı olmayacaktır. Özellikle cezalı antrenör ve seyislerin, Kulüp Başkanından hipodromlara giriş çıkışlarda kolaylık sağlamasını istemek yerine, bir araya gelip Bakanlığın kapısına dayanarak ‘Sayın Bakanım Çalıştay yapılalı neredeyse üzerinden 1 sene geçti, Doping Yönetmeliği konusunda ciddi bir konsensüs sağlandı, ancak bir adım yol alınmış değil, bunun gereği neden yapılmıyor, niçin bu işe el atılmıyor’ diye sorması bence çok daha sonuç odaklı bir davranış şekli olacaktır.

ANKARA’nın Sırrı…

Ankara’dan İstanbul’a gelen atların bu sene de ciddi başarılar ortaya koyması ve Gazi Koşusunda Ankara’dan gelen tayların ilk iki sırayı alarak adeta şov yapması geçtiğimiz yıllarda yapılan tartışmaları bu sene de gündeme taşıdı.

Gerçekten de nedir bu Ankara’nın sırrı?

Bu başarıyı sadece ‘yüksek rakım’ meselesi üzerinden mi tartışmak lazım yoksa bunun başka sebepleri de olabilir mi?

Ne bileyim mesela Ankara’daki safkanlar daha iyi orijinlere mi sahipler?

Ya da Ankara’da at bakan antrenörler ve seyisler daha mı marifetliler?

Veya Ankara’nın idman ve yarış pistleri diğer hipodromlardan çok daha mı iyi? Atlar daha iyi pistlerde çalıştıkları için daha az sakatlık yaşayıp, daha mı iyi idman edilebiliyorlar?

Bu konuyu gerçekten ciddi şekilde ele almak ve tartışmak lazım.

Ben yukarıda saydığım konulardan ‘yüksek rakım’ meselesinin önemli faktörlerden biri olduğunu düşünüyorum.

Yüksek rakımda yapılan antrenmanların kırmızı kan hücrelerini, bunun da oksijen seviyesini arttırdığı bilinen bir gerçek. Öyle ki bazı hocalar EPO (Eritropoetin) ile yüksek rakımda idman yapmak arasında bir fark olmadığını dile getiriyor. Eritropoetin (EPO), insan organizması tarafından doğal olarak üretilen bir hormon. İnsan vücudunda böbreklerden salgılanıyor ve kemik iliğine etki ederek kırmızı kan hücrelerinin (eritrosit) yapımını uyarıyor. Kırmızı kan hücrelerinin arttırılması, kanın vücut kaslarına taşıdığı oksijen miktarında yükselmeye sebep oluyor. Dolayısıyla bu özelliklerinden dolayı EPO 1990’lı yılların başlarından itibaren doping olarak kabul ediliyor.

Bilim böyle diyorken 938 metre rakıma sahip Ankara’da idman edilen safkanlarla, 40 metre rakıma sahip İstanbul’da idman edilen safkanlar arasında performans yönünden farklılık olması hiç de şaşırtıcı değil. İşin özeti şu; ‘ne kadar yüksek rakım, o kadar daha iyi performans’

Yüksek rakım meselesini bir kenara koyduktan sonra diğer faktörlere de bir bakalım.

Örneğin ‘Ankara’daki safkanlar daha iyi orijinlere sahipler’ iddiası hiç katıldığım bir konu değil. Yarış atı yetiştiriciliğinin çok düşük seviyelerde olduğu Ankara’da, daha iyi orijinli yarış atları olduğunu söylemek doğru olmaz. Zaten Ankara’dan İstanbul’a gelerek başarılı olan atların pedigrisine baktığınızda, bunu biraz da şaşkınla çok rahat gözlemleyebiliyorsunuz. Kabul etmek lazım ki gerek yetiştirilen, gerekse ithal edilen safkanların kalitesi en yüksek olanlar (büyük oranda) İstanbul’da start alıyor.

Peki, ‘Ankara’daki antrenörler ve seyisler daha mı marifetliler’ derseniz, buna da katılmam mümkün değil. Doğrudur Ankara’da çok başarılı antrenörler ve seyisler var ama yıllardır en büyük başarılara imza atan Türkiye’nin en tecrübeli antrenörleri ve usta seyisleri İstanbul’da…

Son olarak, ‘Ankara’nın idman ve yarış pistleri diğer hipodromlardan çok daha mı iyi? Atlar daha iyi pistlerde çalıştıkları için daha az sakatlık yaşayıp, daha mı iyi idman edilebiliyorlar?’ konusuna gelince, işte bu konuya katıldığımı söyleyebilirim. Yüksek Rakım faktörünün dışında bana göre Ankara atlarının başarılı olmasını en büyük sebebi pistler…

Veliefendi Hipodromundaki pist sorumluları ve ilgili yöneticiler belki buna itiraz edebilirler ama bir yarış yazarı olarak İstanbul’daki sentetik ve iç pist ile ilgili sürekli olumsuz eleştiriler alırken, bugüne dek Ankara’daki idman ve yarış pistlerinden şikayetçi olan bir tek kişiye bile rastlamadım.

Aslında iki şehirdeki at hastanelerinde tutulan raporları yan yana koyabilme imkanımız olsa, hangi şehirde idman ve yarış esnasında sakatlık yaşayan safkan sayısı daha fazla bunu net bir şekilde görebiliriz. Ama dediğim gibi bunu yapılan eleştiriler üzerinden değerlendirmeye alırsak, Ankara’nın çok daha iyi pistlere sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebilmek mümkün…

Netice olarak ben Ankara’nın başarısındaki sırrın, yüksek rakım avantajı ile pistlerinin daha iyi olmasına bağlayanlardanım. Bu konuda değişik fikirleri olanlar ve katkı yapmak isteyenlerin yorumlarını da bekliyorum.

KAMU DÜZENİ…

Gelelim son konumuza…

Kamu Düzeni meselesine…

Bizim hukukumuzda; bir insan grubunun gerçek anlamda toplum olmasına olanak veren iç barışın sağlanmasına Kamu Düzeni deniyor.

Benim tam da değinmek istediğim konu bu…

Maalesef kimi zaman hipodromlarda Kamu Düzeninin sağlanmasında bir hayli zorlanılıyor! Görmek ve duymak istemediğimiz sıkıntılı olaylar zaman zaman bazı hipodromlarımızda ağırlıklı olarak yaşanmaya devam ediyor.

Arzumuz; herkesin birbirine saygı duyduğu, kural ve nizamlara uyduğu medeni bir camiada hep bir arada yaşayabilmek

YKK ve TJK maalesef bu tip konulara kalıcı ve caydırıcı çözümler bulamıyor.

Görevi bu olayları önlemek olan kişiler, insanlarının canını, malını koruyacağına meseleyi ‘öpüşün de barışın’ modunda çözmeye çalışıyor.

Ülkede olağanüstü hal uygulamasının olduğu bir süreçte, bu tür huzur bozucu olaylara sert tedbirler alınmamasına hem şaşırıyorum, hem de kabullenemiyorum.

O nedenle YKK ve TJK’nın bu konuları çok daha ciddiyetle ele almasını gerektiğini bir kere daha hatırlatmak istiyorum.

Ben aynı zamanda bir Emniyet Müdürü abisiyim. Emniyet camiasının bu tip konularda ne denli fedakarca çalıştığını çok iyi biliyorum. Kendi imkanlarınız yetmiyorsa lütfen bu ülkenin kolluk kuvvetlerinden destek isteyin, yardım isteyin. Yaşanan elim olaylarla ilgili savcılıklara gerekli şikayetlerde bulunun. Güvenlik konusunda iş bilen, sorunları önleyen ve çözebilen personel istihdam edin. Şunu bilelim ki, insanların canını ve malını koruyamazsak ve içerisi dışarısından daha güvensiz bir hale gelirse bu camiaya yeni hiç kimseyi getiremeyiz!

Bir sonraki yazıya kadar sağlık, huzur ve bol kazançlar.

Son DüzenlenmePazartesi, 24 Temmuz 2017 14:13

Benzer Öğeler (etikete göre)

Son Ekledikleri: Atahan Zilcioğlu (Yarış Yazarı)

Tüm Hakları Saklıdır. 2013 - Yarış Dergisi